TBK 20. Madde- Genel İşlem Koşulları
“MADDE 20- Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz.
Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu sayılmasını engellemez.
Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz.
Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.”
Türk Borçlar Kanunu’nun 20. maddesi, modern sözleşme hukukunun en önemli kavramlarından biri olan “genel işlem koşulları”nı tanımlamakta ve bu kavramın hukuki çerçevesini çizmektedir. Söz konusu madde, klasik sözleşme özgürlüğü anlayışının, günümüz ekonomik ve sosyal gerçeklikleri karşısında mutlak biçimde korunamayacağını kabul eden bir yaklaşımın ürünüdür. Özellikle kitlesel hizmetlerin yaygınlaştığı, bankacılık, sigortacılık, abonelik ve benzeri alanlarda sözleşmelerin büyük ölçüde standart metinler üzerinden kurulduğu bir düzende, taraflar arasındaki fiili güç dengesizliği hukuken göz ardı edilemez hale gelmiştir.
TBK m. 20’ye göre genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken, düzenleyenin ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden ve tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu tanım, üç temel unsura dayanmaktadır: hükümler önceden hazırlanmış olmalıdır, tek taraflı olarak oluşturulmalıdır ve çok sayıda benzer sözleşmede kullanılmak üzere düzenlenmiş olmalıdır. Bu unsurların bir araya gelmesi, ilgili hükümlerin “bireysel iradenin ürünü” olmaktan ziyade, “standartlaştırılmış sözleşme şartı” niteliği taşıdığını gösterir.
Bu noktada dikkat çekici olan husus, genel işlem koşullarının varlığının, sözleşmenin geçerliliğini ortadan kaldırmamasıdır. Kanun koyucu, bu tür hükümleri bütünüyle yasaklamamış; aksine, onların varlığını kabul ederek özel bir denetim rejimine tabi kılmıştır. Zira modern ekonomik ilişkilerde standart sözleşmelerden bütünüyle vazgeçilmesi fiilen mümkün değildir. Ancak bu zorunluluk, güçlü tarafın dilediği her hükmü karşı tarafa dayatabilmesi sonucunu doğurmamalıdır.
Maddenin ikinci fıkrası, uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir savunma biçimini bertaraf eder. Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin birebir özdeş olmaması, bu sözleşmelerde yer alan hükümlerin genel işlem koşulu sayılmasına engel teşkil etmez. Bu düzenleme ile, küçük biçimsel farklılıklar yaratılarak standart sözleşme niteliğinin gizlenmesi engellenmiştir. Önemli olan, hükmün öz itibarıyla seri şekilde kullanılmak üzere hazırlanmış olmasıdır. Metnin birebir aynı olup olmaması, bu hukuki nitelendirme bakımından tali önemdedir.
Üçüncü fıkra, görünüşteki rıza ile gerçek rıza arasındaki farkı hukuk düzenine taşır. Sözleşmeye “taraflar tüm hükümleri okuyarak ve tartışarak kabul etmiştir” şeklinde kayıtlar konulması, tek başına bu hükümleri genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz. Uygulamada bu tür ibarelerin neredeyse her standart sözleşmede yer aldığı görülmektedir. Ancak bu kayıtların varlığı, ilgili hükümlerin gerçekten müzakere edildiği anlamına gelmez. Kanun koyucu, bu tür beyanların otomatik olarak bağlayıcı sonuç doğurmasını engelleyerek, sözleşmenin zayıf tarafının korunmasını kâğıt üzerinde bırakmamıştır. Esas olan, taraflar arasında fiilen bir müzakere imkânının bulunup bulunmadığıdır.
Maddenin dördüncü fıkrası ise genel işlem koşulları rejiminin kapsamını genişletmektedir. Sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmeler de, niteliklerine bakılmaksızın bu hükümlere tabidir. Böylece bankalar, sigorta şirketleri, enerji ve telekomünikasyon hizmeti sunan kuruluşlar gibi alanlarda faaliyet gösteren kurumlar bakımından da genel işlem koşulları rejiminin tartışmasız biçimde uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Kamu izniyle faaliyet göstermek, sözleşme hükümlerinin adalet denetiminden muaf tutulması sonucunu doğurmaz.
TBK m. 20, sistematik olarak 21 ila 25. maddelerle birlikte bir bütün oluşturur. Yirminci madde kavramı tanımlamakta; yirmi birinci madde genel işlem koşullarının sözleşmeye dahil edilmesini; yirmi ikinci madde alışılmamış hükümlerin bağlayıcılığını; yirmi üçüncü madde yorum ilkesini; yirmi dördüncü ve yirmi beşinci maddeler ise içerik denetimini düzenlemektedir. Böylece kanun koyucu, yalnızca tanımla yetinmeyip, bu tanıma bağlı olarak çok katmanlı bir koruma mekanizması kurmuştur.
Bu yapı, sözleşme hukukunda paradigmatik bir dönüşümü ifade eder. Artık bir hükmün sözleşmede yer alması, onun otomatik olarak geçerli ve bağlayıcı olduğu anlamına gelmemektedir. Hükmün nasıl sunulduğu, karşı tarafın onu gerçekten bilip bilemeyeceği, içeriğinin dürüstlük kuralıyla bağdaşıp bağdaşmadığı gibi ölçütler, sözleşmenin hukuki kaderini belirleyen unsurlar haline gelmiştir. Genel işlem koşulları rejimi, sözleşme özgürlüğünü ortadan kaldırmaz; fakat onu adalet ilkesiyle uyumlu hale getirir.
Bu nedenle TBK m. 20, yalnızca teknik bir tanım maddesi değildir. Sözleşme hukukunda güç asimetrisini görünür kılan ve bu asimetriye karşı koruma sağlayan temel bir normdur. Özellikle tüketici işlemlerinde, iş ilişkilerinde, kira sözleşmelerinde ve kitlesel hizmet sözleşmelerinde, bu maddenin doğru uygulanması, hukuki güvenliğin ve sözleşme adaletinin teminatı niteliğindedir.
Genel işlem koşulları rejimi, hem teorik hem de uygulama bakımından son derece teknik ve çok boyutlu bir alandır. Bu alanda yapılacak değerlendirmelerde küçük bir hata dahi, taraflar açısından telafisi güç sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle somut uyuşmazlıklarda, genel işlem koşullarına ilişkin sorunların uzman bir hukukçu tarafından ele alınması, hak kayıplarının önlenmesi bakımından büyük önem taşır.